18 Aralık 2008 Perşembe

the sopranos


bir dizinin yeni sezonunun reklami ancak bu kdr iyi yapilabilir... gercekten herkesin kesinlikle izlemesi gereken bir dizi. arkadas grubunda hepimiz ayri bir burukluk hissettik bitince... ama en askere gitmeden 2 gun once finali izleyen murat dile getirdi...

arkadaslar,
cok duygusal anlar yasiyorum.
cok sevdigimiz abimiz, biricik idolumuz, gerek hayat tarzi gerek dis gorunusuyle ornek almaya calistigimiz buyuk insan, saygideger is adami, waste management sektorunun onde gelen isimlerinden, New Jersey esrafindan Tony Soprano'nun basrolunu oynadigi, adini televizyon tarihine altin harflerle yazmis olan The Sopranos dizisinin son bolumunu seyretmis olmanin, tarifsiz kederi icindeyim.
Ilahi adalet oyle tecelli etti ki, bu duygusal bosluktan kurtulmam icin tek sans olan uzaklara gitme tecrubesini buyuk vatanin bolunmez butunlugunu saglamak uzere tesis edilmis anayasal bir borcu odeyerek tadiyorum.
Tek tesellim; onumuzdeki alti ayi, dondugumde bu sanat saheserini beyaz perdede gorme umidiyle gecirecek olmamdir.
Hepinizi hasretle kucakliyorum.
Murat

beyaz perde olayina kesinlikle katilmiyorum. sopranos'u sex and the city yapmayalim lutfen. murat ve ali, allah size oralarda sabir versin... hayirli teskereler...

coen biraders





bana birisi coen'lerin bu filmi cekmesindeki amaci anlatsin lutfen. uni.ye basladigimda derste soylenen ilk seylerden biri "bir filmi yarida birakmak veya ortasindan izlemeye baslamak o filme hakarettir."di. ama yani bazi filmler ne yazik ki o hakareti fazlasiyla hakediyor. burn after reading yarisinda cikmadigima binbir pisman oldugum filmler listesine guzel bir giris yapti.

coen'ler standardinda oldukca manasiz bir senaryo. ve artik frances mcdormand'la kadin oyuncuyu belese getirmektense baska birini kullansinlar. uzuluyor insan... the big lebowski hayatimda izledigim en en guzel filmlerden birisi. kafada girer top 10'e... fargo, miller's crossing, o brother... bunlardan sonra burn after reading... burn before watching diyesim geliyor. derhal toparlanmalari dilegiyle...

17 Aralık 2008 Çarşamba

big sam



sam allardyce blackburn'un yeni teknik direktoru... souness-tugay muabbeti yalanmis meger... tum GS'lilar bi an gaza gelmistir ama. ince, 17 macta 3 galibiyet alarak kendi sonunu hazirlamis oldu... birisi big sam'e kravat baglamayi ogretsin. surekli duduk gibi kravatla geziyor...

15 Aralık 2008 Pazartesi

heil hitler!



bu kediye adolf'dan baska isim olmaz...

the man from earth/juve-milan





hangisini izlesem ikilemine dustum aksam... isten eve vakitli gelince yapacak cok sey oluyor, inanilacak gibi degil. verecegim kararin yanlis olacagi icime dogmustu tabii. hep oyle olur cunku. maci izlesen mac 0-0 biter, izlemesen kiyamet kopar. uzun zamandir the man from earth'u izlemek istedigim icin ve ayrica onceki gun barca-real macinda futbol keyfinin doruklarina ulastigimdan sansimi filmden yana kullandim. sonunda ikisi de pic oldu ne yazik ki. filmin 50. dk.sinda talihsiz bir durtuyle macin skoruna bakayim dedim. 3-2 olmus... offff... bu macin kalan kismi kaciramazdim. bu arada film pause'da duruyor...

ilk olarak, ilk izlemeye basladigim the man from earth'le ilgili 2 cift laf edecegim. bir film hakkinda filmin olay orgusuyle ilgili olmasa bile, insanlarin olumlu veya olumsu fikirlerini bilmek cok cok kotu. ister istemez bir beklenti icine giriyorsunuz. film icin asiri kisa bir cumle soylemek gerekirse: hicbir ozel efekti olmayan, tek mekanda gecen, tiyatro olarak sahnelenebilecek bir bilim kurgu. turkiye'de gosterime girmemis, bende hakkinda hicbir sey duymamistim. es-dost tavsiyesiyle torrent'ledim. star kategorisinden hicbir oyuncu yok filmde. binbir tane filmden tanidigim fakat grounded for life'la beynime kazinan o tonton dedeyi gorunce cok sevindim. seneler olmus gormeyeli. adamin tipi bile basli basina bir olay. neyse, film hakkinda baska birsey soylemek istemiyorum aslinda. kiyida kosede kalmis, pek duyulmamis ama cok cok ciddi potansiyeli olan bir film. film eski trajik sonlu turk filmleri gibi geldi bana... izleyin ve izletinden baska diyecek birsey yok.

ayrica wikipedia'dan... In what may be an unprecedented move, the producer of this film, Eric D. Wilkinson IMDb, has publicly thanked users of BitTorrent who have distributed the movie without express permission, saying that it has lifted the profile of this product far beyond the financier's expectations.[4] Producers Schenkman (sellingrs), Bixby (Emerson_Bixby) and Wilkinson (EWilkinson100) have all written comments on IMDb forums and responded to questions from fans.[citation needed]

macin son yarim saatini izledigim icin mac hakkinda yazabilecegim pek birsey yok. italya'dan milan'ciyimdir. inter'i hic sevmem. juve'ye olan azicik sempatimin sebebi ise del pierro'dur. batigol zamanlarindan kalan bir fiorentina sevgisi de vardir. milan'a olan sevgi ve saygima ragmen maci juve kazansin istedim. bunun bir sebebi de milan'in ronaldinho'yu transfer etmis olmasi galiba. benim sevdigim milan, sevsenko'lu kaka'li o 3-5 sene oncesinin milan'i. e hala onlar, hatta takimin cogu var demeyin. sevki gitti geldi, kariyerini bok etti. cogunun yasi gecti... milan kadrosunu yenileyemedi. ronaldinho her ne kdr bedava denilecek bir miktara gelmis olmasina ragmen, bence yanlis transfer. ronaldinho iyi oynayacak demek, kaka daha kotu oynayacak demek. bence ronaldinho transferi, kaka'nin performansini dusurecek bir transfer. emerson gibi bir kasari kim gider alir??? pato'yu saymazsak, milan'in transferdeki onceligi oyuncunun 32 yasini doldurmus olmasi. eski cm'lerde filter'dan under 18'i fln isaretlerdik genc yetenek bulacagiz cabasiyla. ancelotti'de sirf over 32'lara bakiyor bariz. milan ve roma bu sene kotu bitirdikleri taktirde, ki roma baya toparladi sezon basina gore, ancelotti roma'ya gider. milan'a da rijkaard gelir.

diger yanda dechamps'a ayip etmis juve... seria a'ya cikinca kontrati uzatilmadigi icin istifa etti. tabii ki arkasinda binbir tane bilmedigimiz olay vardir. del pierro'nun super performansiyla bi hava yakaladilar. goturebilecekler mi bilinmez tabii. inter'in cok accaip bir kadrosu var ve zlatan gununde oldugu taktirde her maci kendi kendine kazanabilir. juve taraftarlarinin atilan goller kdr zambrotta'nin gordugu kirmiziya sevindigini tahmin ediyorum. ya da kendimden yola cikarak boyle dusunuyorum. bi de sonradan oyuna giren pippo var ama onun siniri juve'li taraftarlar arasinda geceli baya olmustur herhalde.

sonuc... bok edilen guzel film ve mac.

milan olmayacaksa fiorentina, o da olmayacaksa napoli sampiyon olsun...

28 Kasım 2008 Cuma

Illeana Douglas...



illiena douglas'i bu yaratici fikrinden dolayi tebrik ediyoruz...

27 Kasım 2008 Perşembe

POLAR BEAR ATTACK!!!

ist-izm???


senelerce istanbul'da yasayinca insan mallasiyor iyicene. trafik, hayatinda gunluk bir cile oluyor... 8 sene sonra izmir'e geri tasininca, gidecegin her yere 10 dk. icinde varmak efsane garip geliyor insana... gec kaldigim herkese "korkunc trafik var!" dan baska bir mazeret uydurmadigimi anladim. izmir'de daha yaratici olmak lazim...

savasma sevis...







23 Kasım 2008 Pazar

issiz adam...


ilk olarak cagan irmak acisindan cok cok iyi oldu film. her filmi ses getiriyor. turk sinemasi ztn cagan irmak'i kazanali seneler olmustu. fakat bence oraya cikmaktansa, orada kalabilmek daha zor... cagan irmak daha uzun seneler piyasada ses getirecegini ispatladi.

filme hic gitmek istemiyordum. icimde en ufak bir merak yoktu. ama insanlar, arkadaslarim ve net kafama oyle bir soktu ki. artik gitmek zorundaydim. gidip gorup noldugunu bilmem lazimdi ne yazik ki.

cagan irmak'in sinemasi git gide bir formule oturuyor... ayni hint sinemasinin bir zamanlar 3 dans ve 5 sarki sekansindan ibaret olmasi gibi. seyirciyi o "son"larindan birine hazirliyor ve amac tamamen seyirciyi bozuk ve afallamis bir sekilde disari cikartmak. bir sonraki filminin bu kaliptan kurtulacagina eminim. kurtulmazsa yazik olur artik.

sahsen, cagan irmak'in senaristligindense yonetmenliginin daha iyi oldugunu dusunuyorum... yonetmenlik bakimindan cok komplike olmayan, ama filmi film yapan ogeler kullaniyor. yatakta ot ictikten sonra ayaga kalkinca kullanilan carpik kadraj, ada "sadece uyuyacagiz ama" dedikten hemen sonra yatakta baslayan sahne, yemek yerlerken konusmamalari fakat bizim voice over duymamiz, requiem for a dream'deki gibi steadycam surata cevrili bir sekilde yuruyus sahnesi ve aklima gelmeyenler... bunlari ilk yapan kisi cagan irmak degil. ama bunlar filmi zenginlestiren onemli ogeler ve ayrica ilk yapan kisi olmak zorunda da diil. diger yonetmenlerde 2 gram bunlara kafa yorsa, cekilen cogu turk filmi daha derli toplu olur.

senaryonun kotu oldugunu dusunmuyorum. ama diyaloglar... ahhhh ahhh... beni benden aldi. ilk olarak 2 adet bas karakterimiz var. bunlardan birisi ada, digeri alper. her ne olursa olsun, bu iki karakter sevgili olsunlar, arkadas olsunlar, dusman olsunlar, kardes olsunlar, konusma tarzlari birbirine yakin oldugu taktirde negatif bir hava verir. ada daha entellektuel alper'le karsilastirinca. o yuzden ada o tarz, derin diyelim, diyaloglari daha iyi tasiyor. ama alper... ilk olarak alper'e hic yakismiyor. ve ikiside birbirine benzer tarzda derin konusmalar yapinca daha da batiyor... en azindan benim icin... film kliselerle dolu. ama ztn kliselerle dolu olmayan bir ask filmi olmaz. cunku milyonlarca filmde islenmis bir konu bu. ama gidip bas karakteri bir ask filminde asci yapma artik ya... ada'nin meslek seciminde gosterilen ozen alper'de gosterilmemis ne yazik ki. bu konu hakkinda alper karakteri uzerinde cok cok daha fazla calisilmis o ayri. ama iste bir ask filminde cok super yemek yapan, karsisindakini yaptigi yemekle buyuleyen bir asci oldugunda hicbir anlami olmuyor. uyduruyorum, rezalet yemek yapan ama restorani cok iyi is yapan bir asci olsaydi alper, bence cok daha enteresan olurdu. ada ne ara alper'e asik oldu onu hic anlayamadim. bir aksam uyuyamadi... ordan mi anlamamiz lazim? ben regl sancisi yuzunden uyuyamiyor sandim. megersem cok asikmis... alper'in ada'yi cat diye birakmasinin tek nedeni yonetmenin seyirciyi afallatma cabasi. alper her ne kdr problemli bir kardesimiz olsa da bana hic ama hic inandirici gelmedi. filmle ilgili en kotu sey, daha dogrusu korkunc, ada'nin evinde sevismeleriydi. ada, o sahnede alper'in icindeki sapkin kisiyi disari atti. bir nevi seytan cikartmak gibi birseydi. ada'nin diyaloglari korkunc rahatsiz etti beni... "suratima bak, kendini gor" vs. alper'in bu problemlerinden 2 dk.lik seksle kurtulmasi apayri bir mevzuu...

film basarili. hemde cok basarili... cagan irmak'in bundan sonra cekecegi en azindan 3-4 film icin hicbir finansman problemi yasayacagini sanmiyorum. hem kendi parasi vardir herhalde gisede bu kdr basarili filmlerden sonra, hemde sponsor veya yapimci bulmakta zorlanacagini sanmiyorum. en onemli dilegim, bundan sonraki filminin sonda seyirciyi aglatmak saplantisiyla cekilmemesi...

erdem, aslanim, ne demek istemistin bu filmle ilgili hakkaten anlayamadim...

22 Kasım 2008 Cumartesi

dunyadaki kremlerin en iyisi...


her derde deva bir kremmis zamaninda... koca fln bulmus anladim ama "evde kalmis"in niye altini cizmisler???

biraksalar 1 dk. durmam...


milliyet'te gordum bugun... "İstanbul Üniversitesi Beden Eğitimi ve Spor Yüksekokulu’nda dün sınavlara girerken, öğrencilerle sohbetinde “Marsilya’ya gidecek misin?” sorusuna “Bıraksalar 1 dakika durmam” yanıtını verdi." eger servet gercekten boyle bir demec verdiyse kafasinin calistigindan suphe duyarim ve bu post'un devami gelir...

ayrica...

Galatasaray’ın karizmatik (pardon???) defans oyuncusu Servet Çetin, Elele dergisine verdiği röportajda sok bir itirafta bulundu: "Hic asik olmadim!"

bunun ustune soyleyecek hicbir sey gelmiyor aklima servet...

21 Kasım 2008 Cuma

tukurdugunu yalamak... TVOTR


cok buyuk konusmamak lazim derler... insanlar surekli buyuk konustuklari icin boyle bir laf var herhalde... tv on the radio'nun desperate youth, blood thirsty babes'ini dinlemistim daha once... ve etmedigim lafla kufuru birakmamistim. her taraftan muhtesem notlar yagiyordu albume, ve kil oluyordum... gun geldi, arkadaslar dear science adli albumlerini cikarttilar... pitchfork'a bir baktim... 9.2 vermisler... YUUUHHHHH dedim... e tabi bir merak sardi ve torrent'ledik direk... ilk sarki ehhh, 2. sarki TVOTR'ya gore fena diilmis... 3. sarki dancing choose tabiri caizse beni benden aldi... tukurdugunu yalamak budur iste... discman'de habire ayni sarki dinlenen zamanlara, orta ogrenim yillarina goturdu beni... resmen kitledi sarki... ve tabii sonra album kitledi... tebrik ediyorum kendilerini... ele gune herkese tavsiye ediyorum...
ispanak'ta aynen bu ornek gibidir... kucukken rezalet gelir, agzinda metal tadi birakir... ispanagi sevmezdim, seveni hic sevmezdim... simdi keske annem mutfaga girip lutfetse bi ispanak yapsa...


Altay-Karsiyaka


ilk entry futbol olacakti...tembelligin daniskasi oldu ama bu... gecen ay flyingdutchman'de yayinlanmisti bu yazim. ufak degisiklikler yapmislardi. ilk kizmistim degistirdiler diye ama sonra hak verdim. ona koyduk bunu miktikleri cikartmislar haliyle... insanda biraz heves olur ilk yazi icin... heves var ama zaman yok su an ne yazik ki... copy-paste'liyorum direk... hatta mezarciliga doymuyorum ve ucanhollandali'nin koydugu ataturk stadi resmini de koyuyorum...

Saat 8'deki maç için 19:15'te Reyhan'ın önünde buluşuluyor. Herkes normal giyinmiş, adeta sinemaya gider gibi. Biraz yürüyoruz, İzmir'de artık akşamları trafik var. Taksi bulmak çok zor değil, fakat kolay da değil. 10 dakika sonra çoook uzaktaki Atatürk Stadı'ndayız. Maç bileti 20 milyon. Keşke kombine alsaydik bu maç için. Bileti aldıktan sonra görduk ki, içeride satılıyormuş...Altay kapalı tribün kombinesi 150 milyon. Senede kulübe 3 milyar versen limuzin kiralarlar herhalde diye düşünüyor insan.3-4 dakikada bilet aldıktan sonra hiç durmadan, sıra beklemeden çok çabuk aranıp tribünün kapısına kadar geliyoruz. İçeri girişte sıra yok. Koskocaman, 80 bin kişilik Ataturk Stadında en fazla 10 bin Altay'lı var. Altay'a 10 desek, 8 bin Karşıyaka'lı vardır herhalde diye düşünüyoruz. Maksimum 17-18 bin kişi... "ulan oyna Alsancak Stadı'nda" diye söyleniyorum...

Altay 3-0 mağlup etti Karşıyaka'yı. 2. yarının başında kırmızı yeşilliler doğrudan kırmızıdan 10 kişi kaldı. Ben hayatımda ilk defa Altay'a karşı bir adamın direk kırmızı kart gördüğüne şahit oldum. Bu arada bizim Levent amca, Levent Tanık Altay'ın menejeri... Kulübeden çıkıp yürüyor, göbeği kendisinden bir adım ileride...Acaip olmuş...Altay'ın kadrosunda 2 Brezilya'lı var. Biri oynadı. Thiago. Orta sahada oynuyor. Brezilya plajlarında çok çocuk vardır böyle. Şehmuz abi Altay'ın olayı. Forvette tabir-i caizse tam halısaha çıyanı gibi... (copyright AYI) Önune atıyor, koşuyor, omuz omuza gidiyor kanatta... Maçın hemen 3. dk.sında Karşıyaka defansının bariz hatasıyla karşı karşıya kaçırdığı golden sonra gelişen bir diğer atakta arka direkte golünü attı. İlk yari genel olarak bir hayli iyiydik. Son dakikada korner oldu."Atsak ne guzel olur bitmeden" dedim ve güm diye Merter kornerden güzel bir kafa vuruşuyla ilk yarıyı 2-0 bitirdi. Bu arada biz herkesin ismini arkamızda oturan taraftardan öğreniyoruz. Mücadele oturarak gayet rahat bir şekilde izlendiği icin genel olarak muabbet güzel. İkinci yarı Karşıyaka 10 kişi olmasına rağmen daha iyi olan taraftı ama Altay 89. dakikada gelen bir kontratakta üçüncüyü buldu ve maçı bitirdi.

Mactan çıkmak gayet raha oldu. Taksiler zaten sağ şeritte durak olmuş durumda. Bu sefer trafik de yok. Çevik kuvvet ve atlılardan oluşan süvari grubu bekliyor bizi dışarıda... Taksine atlayıp 5 dakika sonra evindesin.

Resmen İngiltere Division 1'de maça gitmişim gibi hissettim. Bu mac, büyük ihtimal Altay'in bu sene en fazla seyirciye oynayacağı maçtı... Yazık... Herkes bir şekilde istediği takımı birinci lige çıkardı.Bu sene de keşke Altay çıksa. Belediye çıktı, Kasımpaşa çıktı... Daha neler çıkmıştır hatırlamıyorum. düşmüştür de, benzeri oyunlarla, o apayrı bir konu.

Maça gitmenin en onemli yönü bu kadar hadisesiz bir şekilde gidebiliyor olmamız tabii ki. Bir de çocukluktan birazcık kalan, fakat bu kadar uzun süre sonra maça gidince bir anda yeşeren Altay sevgisi. Ulan Altay bu sene Süperlig'e çıksın, Alsancak evden karşıdaki eve bayrak geriyorum... Bir de bu kadar GS taraftarı olup, sevip başka bir takımı desteklemek çok garip geliyor adama. Bir kere siyah-beyaz. Ama rahatsız etmiyor. En azından sarı-lacivert değil. O zaman olmazdı zaten. Yani mantıklısı, Çoğu İzmir'deki GS'lı gibi tuttuğum takımın Göztepe olması gerekirdi. ama Göztepe'den ziyade Alsancak, kendi semtinin takımını tutuyor olmanin duygusu daha iyi gibi. Tabii ki bunu değiştirmenin hiç bir imkanı yok. Ne olacak bundan sonra GS maclarını izlemeyip Altay deplasmanına mı gideceğiz. Olmayacak tabii bu. Ha tabi Altay deplasmanına gidebiliriz, abuk subuk bir yer olmadığı taktirde. Ne bileyim Antalya'ya play-off finaline gitmek eğlenceli olabilir. Ama asla GS'dan önce gelemez. Değiştirmek mümkün değil bunu. Peki biz neden acaba İstanbul takımlarını tutuyoruz? İngiltere'de en güzeli olan yerel taraftarlık ruhu yok? Tabii bunun ülkenin çıkaracağı şampiyon sayısını artıracağı da kesin. Bence Trabzon'un 2-3 tane daha, en fazla 4 tane daha sampiyonlugu olurdu... Objektif bakmak gerekirse, Altay'dansa Goztepe'nin sampiyon olmasi daha kuvvetli bir ihtimal. Goztepe'nin seyirci potansiyeli gercekten cok accaip... Ankara'dan max. 2 takim, Karadeniz'den Trabzon disinda 1 tane daha cikardi belki... Ama bu kdr... Kolaya kaciyoruz kolaya... Yapacakta hicbir sey yok tabi artik...

hayirlisi diyelim...


benimde herkes gibi yazacak 3-5 seyim vardir diye dusundum. onemli olan devamini getirebilmek tabii... hayirlisi olsun diyelim...